Kültürel Değerlerimiz

AŞIK ŞENLİK

Türklerin Terekeme boyundandır. Asıl adı Hasan’dır. 1850'de Çıldır'ın (Suhara) Aşık Şenlik Kasabası (Yakınsu) köyünde doğmuştur.

19 yaşındayken Ahilkelekli Aşık Nuri'den saz çalmayı öğrenmiştir. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gürü ve Revan'ı gezerek çağının diğer saz şairiyle karşılaşmalar yapmıştır.

1913'teki Revan yolculuğu sonrasında oradaki rakip saz şairlerinin kıskançlığıyla yemeğine zehir katılmış ve memleketi Çıldır'a ulaşamadan Arpaçay ilçesinde ölmüştür.

Hakkındaki Diğer Bilgiler

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında halk-toplum önderliği yapmıştır. Ünlü şiiri "93 Koçaklaması"nı bu esnada söylemiştir. Bu şiirde geçen, "Can sağ iken yurt verilmez düşmana" mısrası o dönemki yurt savunmasının temel felsefesini oluşturmuştur.

Yöre saz şairlerinden âşık meclislerinde dinledikleri, yine yörede yapılan sohbetlerden ve okunan cenk kitaplarından faydalanmıştır.

Şiirlerinde Köroğlu, Dadaloğlu ve Karacaoğlan ile Azerbaycan sahası saz şairlerinden Hasta Hasan'ın etkisi vardır. Kendi çağında ve kendisinden sonra gelen pek çok saz şairi üzerinde etkisi olmuştur. Sümmani, Posoflu Zülali, Azerbaycanlı Aşık Elesker bunlardan bazılarıdır.

 

MECİT DOĞRU

1929'da Ardahan merkeze bağlı Ölçek Köyü'nde doğdu.
 Ilk ve orta ogrenimini Ardahan'da tamamladiktan sonra Kars Lisesini bitirdi.
 İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra
 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde
asistan olarak akademik kariyerine basladi.
Daha sonra bu üniversitede cerrahi dalında profesor oldu.

Fransa ve Almanya'da çalisti ve arastirmalar yapti. 1973-74 yillarinda ABD nin Denver sehrindeki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesinde araştırmacı olarak çalıştı. Gençliginden beri tutkun oldugu dağcılığı buradaki Rocky Mountains daglarinda dahada gelisitirdi. Yine Denver da dağcılık yapan bir çok tıp profesoru ile tanıştı ve dağ tırmanışlarında bulundu. Aynı tarihlerde ABD yi ziyaret eden Azerbaycanli Profesor Cihangir Babayevle tanisti. Babayevin daha sonra kendisine gonderdigi Mirza Sabir'in meshur Hophopnamesini Turkceye cevirdi ve Tukiye'ye donunce yayınladi.

Türkiye'de Dağcılık Federasyonu Başkanlığı yaptı. Ülkemizde dagcilik sporunun bugünlere gelmesinde çok fazla emeği olan Prof.Dr.Abdül Mecit Doğru, genclere dagcilik sporunun tanıtılmasında ve Türk dağcılığının bu günlere gelmesinde cok onemli katkilari oldu. Yeğenleri Özgür Akçam ve Coşkun Oğuz Namlı'yı dağcılık alanında yetiştirdi. Yaptığı dağ tirmanışlarında sirtinda tasigidi tibbi laboratuar la yuksek irtifadaki fizyolojik degisikliklerle ilgili tibbi arastirmalar yapti. 1980'de o günün teknolojik-iletişim şartlarıyla SSCB'deki 5642 m'lik Elbruz Dağı, Pamirlerdeki 7134 m'lik ve Lenin ve yine 7495 m'lik Somoni zirvesine tırmanarak buralarda Türk Bayrağını dalgalandırmıştır. Pamir tirmanisini Pamirdeki Ilk Turk Dagcilari kitabiyla yayninlamistir.

1980 yillarinda Ankara Universitesi Tip Fakultesinde Cerrahi Bolum baskanligi yapti. Ingilizce, Fransizca ve Almanca bilirdi. Uluslararasi dergilerde yayinlanmis cok sayida arastirma makalesi ve genel cerrahi dalinda kitaplari bulunmaktadir

Tip bilmciliginin yaninda Turk dili,tarihi ve edebiyati hakkinda onemli arastirmalar yapti. Orhun Abideleriyle ilgili TRT de Mogolistandan cektikleri yapimi yayinladi.Kars ta kurulan Kafkas Universitesine bu adin verilmesi icin gazetelerde bir cok makale yayinladi. Bu universitenin adi vefatindan sonra 1992 TBMM de kabul edildi.

Abdül Mecit Doğru'nun özellikle SSCB sınırları içinde bulunan Türk Cumhuriyetleri'ndeki yer adları, dil ve kültür birliği araştırmaları önemlidir. 2 Kasım 1991 tarihinde Erciyes dağı tırmanışı esnasındaki çığ faciasında arkadaşı Prof. Dr. Ahmet Bilge ile birlikte hayatını kaybetmiştir.

 

AŞIK UMMANİ


1933-1984. Posof’un Hertuz (şimdiki adı Sarıçiçek) köyünde doğdu. Asıl adı Kurşun Saraç’tır. İlkokulu doğduğu yerin yakınındaki Şulgavur köyünde okudu.       
Aşıklık geleneği ve şiire küçük yaşlarda ilgi duymaya başladı. Ancak 15 yaklaşık yaşlarında bir kış köyüne dönerken yolda tipiye tutulup bayıldı. Gördüğü rüyada bazı dervişler Melahat adlı bir kıza elma soydurarak kendisine yedirdiler. Bu rüyadan sonra şiir söylemeye başladı. Bu dönemden itibaren köylerine gelip giden aşıklar aracılığıyla da kendini geliştirip bağlama çalmayı öğrendi ve kısa sürede yörede adını duyurdu.       
Özellikle kendi yöresi başta olmak üzere, Artvin, Kars çevresinde uzun yıllar dolaşarak dönemin birçok bilinen aşığıyla karşılaştı. 1960 yılında önce Selim’e yerleşti. Yaklaşık 14 yıl burada yaşadıktan sonra 1974 yılında Kestel’in Burhaniye köyüne göçtü. Uzun yıllar Konya Aşıklar Bayramına da katılan Aşık Ummani hem burada hem de değişik yarışmalarda birçok ödül aldı. Adapazarı’nda Aşık Deryami ile yaptığı bir karşılaşma sırasında öldü ve Burhaniye köyünde toprağa verildi.

 

AŞIK UZEYİR

Posof’un Aşıküzeyir(Hevat) köyünde dünyaya geliyor Babası Mevlüt, annesi de Söğütlükaya(Hunemis) köyündendir Aşık Üzeyir 14 yaşındayken çayırlara su bağlamaya gittiği sırada su kanalının içinde bir elma bulur Elmayı ısırır ve “Bu yenilir mi?” diyerek atar Üzerine öyle bir ağırlık çöküyor ki eve geldiğinde bayılıyor Bütün yöntemleri deniyorlar ama ayıltamıyor Bir gün sonra kendisine geldiğinde rüyasında Hüsniye’ye aşık olduğunu Tanrı tarafından ona aşıklık yeteneği verildiğini söyler O gece Hüsnniye de Üzeyire aşık olmuştur Üzeyir büyüdeki içinde yanan ateşte büyümektedir Nihayet Hüsnü yü istemeye karar verirler ama, Hüsnü’nün yengesi Kara Gelin çok sert, şerrinden bütün köy halkı korkar ve ona saygı gösterirmişHüsniye Üzeyir’e verme taraftarı değildir Hüsniye topal kardeşine düşünmektedir       Kara Gelinde Kobliyanlı’ymış Kara gelin Hüsniye’yi kardeşine verir Üzeyir bu acıya dayanamaz ve Batum’a gider Buradan gemiye bilet alarak İstanbul’a geçer Burada dolaşırken padişahın adamları Üzeyire rastlar ve Üzeyiri saraya götürürler Padişah III Selim’dir Padişah Aşık Üzeyiri gelen Rum aşığıyla sazla atışır ve Üzeyir Rum aşığını yenilgiye uratır Aşık Üzeyir padişahın yanında bir süre kaldıktan sonra sıla hasreti nedeniyle memlekitine dönmek için padişahtan izin ister Padişah Üzeyire ilk başta izin vermez ama gönlü yumuşar Üzeyire izin verir Aile durumu fakir olan Aşık Üzeyir kendine mahlas olarak Fâkiri mahlasını alır Aşık Üzeyir 1850′li yıllarda rahmetli olmuştur.

 

     AŞIK ZARRAFİ

Posof’un Uğurca (Yukarı Cacun) köyünde doğdu Asıl adı Kemal Yıldırım’dır Okula gitme olanağı bulamadı ancak köyündeki bazı kişilerden Türkçe ve Arapça okuma yazmayı öğrendi      Aşıklık geleneği ve şiirle küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı 17 yaşına kadar çobanlık yaptı İlk şiirini sürüsünden bir koyun kapan kurda söyledi Aynı dönemlerde rüyasında gördüğü bir kıza aşık olduktan sonra şiir yazmaya yöneldi ve bağlama çalmasını öğrendi Sonraki yıllarda Şavşat’ın Kivirala (şimdiki adı Demirkapı) köyünden sevdiğine benzettiği bir kızla evlendi ve bu köye yerleşti Yaklaşık bir yıl sonra evi yandığında eşi Zülal de bu yangında öldü Bunun üzerine baldızıyla evlendi       Aşık Zarrafi Türkiye’nin birçok yerinde çeşitli radyo programı, şenlik ve yarışmalara katıldı Birçok başarı belgesi, ödül ve madalya aldı      Şiirlerinde her konuyu işleyen Aşık Zarrafi, ayrıca geleneksel türkülü hikâyeleri de ustaca anlatan aşıklardan biri oldu "Yaralı Mahmut", "Tahir ile Mirza", "Şah İsmail" ve tüm Köroğlu kollarını geniş çevrelere aktardı Aşık Zarrafi 1984 yılında Demirkapı (Kivirala) köyünde öldü ve orada toprağa verildi

 

AŞIK ZULALİ

Aşık Zülali (1873-1956) Türk halk ozanı.

     Posof ilçesinin Aşıkzülali (Suskap) köyünde doğdu.
Sülale adları Şekeregil diye söylenir. Yusuf,
ailenin altı çocuğundan dördüncüsüdür.
 İlk tahsilini köyünde yaptı. Medreseyi Digor’da okudu.
Bu tarihlerde İstanbul’a Ağabeyinin
 yanına giderek medreseye devam etti ve Arapça-Farsça okudu.
On iki yaşlarında iken başınadan geçen iki rüya hadisesiyle “bade içmiş-Halk Aşıkı “olmuş ve şiir söylemeye başlamıştır.
Asıl adı Yusuf, Soyadı Kökten’dir.

     İlk eşi olan Pamuk Hanım Şavşat’ın Pınarlı/Suloban köyünden idi. Pamuk Hanım’ın hiç çocuğu olmadı. Zülali, 1893'te Bursa'ya giderek Posof ve Artvin'li 93 muhacırlerını ziyaret etti. Orada Hamidiye Ziraat Mektebi'ne girip üç sene okudu. Bir hastalık nedeniyle 1896'da memleketi Posof'a geri döndü.

1904 yılından sonra Batum-Hula ve Posof'taki mekteplerde Türkçe ve Din dersleri hocalığı yapmaya başladı. Otuz bir yaşında iken, on altı seneden beri saz ve söz meydanlarının büyük şöhreti Zülali, "Aşıklar Serdarı" olduğunu herkese kabul ettirdikten sonra bir muallim olarak Rus boyunduruğundaki memleketinin istiklal ve hürriyeti için var gücüyle çalışmaya koyuldu. Kars'ta bir Türk milli mektebi açılmasını ve milliyetçi çalışmaları teklif etti.

1906'da karısı Pamuk Hanım vefat etti. Daha sonra Hanak'ın Yukarı Surmal Köyünde dul bulunan Bedir adlı bir kadınla evlendi.
1909'a kadar muallimliğin yanı sıra Batum'da Türkçülük ve Türk Birliği haraketlerinin yayılıp yerleşmesi için çalıştı. 1910 yılında Bursa'ya oradan da Afyon'a göç etti ve Sarıçayır köyüne yerleşti. Babası ve diğer kardeşleri de kendisinden sonra buraya gelip köye yerleştiler.

1930 yılı baharında sıla için Posof'a giden Aşık Zülali, bu yolculuğun verdiği ilhamla yanık şiirler söyledi. Altı ay zarfında Posof, Ardahan ve Çıldır'ı dolaşıp tekrar Afyon'a geri döndü. Sarıçayır köyü yakınlarındaki bir köyde bir ara imamlık yaptı. Aşık Zülali'nin bir Türkçü olduğu herkes tarafından bilinmekteydi. 1940'ta Manisa Türkocağı kurucularındandır. Manisa'da, oğlunun yanında bulunduğu sıralarda bir gözündeki katarak rahatsızlığı nedeniyle bir gözünü kaybetmiştir.

     Aşık Zülali'nin Zeynel, Osman, Zarife, Şahide ve Cemile adında beş coçuğu olmuş. Artık 83 yaşına gelen Şair, ömrünün son günlerini yaşıyordu. Eskişehir'de kızı Cemile'nin evinde bulunduğu sırada kalp krizi geçirerek 18 Aralık 1956 tarihinde vefat etti. Cenazesi Çifteler'e getirilerek şehir mezarlığında toprağa verildi.